Top Ad unit 728 × 90

Sonu Korkunç Biten 10 Psikoloji Deneyi

s

3. Dalga Deneyi

korkunç deneyler
Amerika'da tarih öğretmeni Ron Jones, Nazi Almanyası ideolojisinin, kitleleri nasıl peşinden sürüklediği, demokratik bir toplumun hangi ruh haliyle Faşizme destek verdiğini merak etmiştir.
Toplumun Faşizme nasıl topyekün katkı sağladığını öğrenmek için kendince bir deney tasarlamış ve bunun için kendi sınıfında ki öğrencilerle yapmıştır.
Öğrencilere üçüncü dalga adını verdiği Bir akım bulduğunu, bu hareketin belli Gözde kişileri içerdiğini söylemiş ve sınıfın özel olduğunu öğrencilerine vurgulanmıştır.
Öğretmen Jones deneyde kurallar belirlemiş, bu kurallara göre öğrenciler Zil çalınca 30 saniyede yerlerininde olacak, söz almadan ayağa kalkmadan konuşmayacak, konuştukları kelimeler 3-5 kelimeyi geçmeyecek ve her cümlenin sonunda bay Jones diyeceklerdi.
Ayrıca Jones öğrencilere Nazi selamını öğretmiş ve kendi aralarında bu özel grubun bu selamlaşmayı kullanmasını söylemiştir. 3. dalga hareketi öğrenciler arasında hızla yayılmış ve ayrımcılıklar ortaya çıkmıştır. Öğrenciler kendi aralarında gruplar kurmuş ve üye kartları bile yapmışlardır.
Tarih öğretmeni Ron Jones , okyanusun en güçlü dalgasının üçüncü dalga olduğunu uydurmuş Ve bu sebepten bu güçle harekete 3. dalga ismini verdiğini öğrencilere söylemiştir.
3. dalga deneyi görüldüğü gibi tamamen kurmaca olup küçük yaşta çocukları inanılmaz etkileyerek birbirlerine Nazi selamı vermeleri ve kendi grubundan olmayanlara kişileri dışlamaları ve kötü davranmaları şeklinde büyük boyutlara ulaşmıştır.
Daha sonra bunun bu korkunç psikoloji deneyi nin veliler tarafından duyulmasıyla bir anda okul ve bölge karışmış daha sonra öğretmen açığa alınmıştır.
Okul yönetimi, öğretmenin görevden uzaklaştırılmasına resmi olarak 3. dalga deneyi nin neden olduğunu söylememiştir.
Jones öğrencilerle daha sonradan 3. dalga deneyinin Nazi Almanyasını öğretmek için yaptığını söylemiş ve hatta Nazi Almanyasını içeren belgeseller izletmiştir.
3. dalga deneyinin 1981'de filmi de çekilmiştir. Yakın dönemde 2010 tarihinde küçük öğrenciler iken katılanlar tarafından 3. Dalga Deneyi belgeseli yapılmıştır.

Çocuklara Şiddeti Öğreten Bobo Doll Deneyi

deneyi

Albert Bandura isimli ünlü psikolog tarafından yapılan deney ile psikoloji biliminde büyük bir gelişme ve tespitler sağlanmış, Ancak bu korkunç deneyin ortaya çıkardığı acımasız sonuçlar, insan psikolojisinin yanlış yönlendirme ile nerelere varacağını gözler önüne sermiştir.

Bu deneyde bir grup küçük çocuğa Bobo Doll ismi verilen bir oyuncak hacıyatmaz gösterilmiş ve izlettirilmiştir. Birinci etapta deneye katılan çocuklara büyükler tarafından hacıyatmaz Bobo Doll'a uygulanan şiddet izzettirilmiştir.
Yetişkin bireyler, hacıyatmaza sopalarla vuruyor, işkence ediyorlardı. Daha sonra Çocuklar, Bobo Doll ile teker teker aynı odaya kapatıldıklarında büyükler tarafından yapılan hareketlerin aynını Bobo Doll'a yapmaya başlamışlardır. Yani küçük çocuklar, büyüklerden gördükleri şiddet hareketlerinin aynısını göstermiş ve bu da sosyal öğrenme kuramı olarak ortaya konmuştur.

Antik Mısır'ın Korkunç Deneyi Dilin Kökeni


Herodot tarafından kayda geçen korkunç deneyse, dilin kökeni deneyidir.
Dilin kökeni deneyinde firavun 1. Psamtik tarafından yeni doğan iki çocuk, hiçbir şekilde iletişime geçirilmemesi kaydıyla bir çobana teslim edilir.
Çoban bebekleri sadece besleyecek ve onlarla hiçbir şekilde sözlü iletişim kurmayacaktır. Bu korkunç deneyde, hiçbir kelime duymayan çocukların dünyaya geldikten sonra ilk hangi dili konuşacakları amaçlanmıştır.
Çocuklar 5-6 yaşlarına geldiklerinde etrafta Bekos diye bağırdıkları duyulur. Bekos , Frig dilinde ekmek anlamına gelmektedir. Yani çocuklar acıkmışlar ve ekmek demişlerdir.
Firavun, bu gözlem sonucunda Frig dilinin en eski diolduğunu tespit ettiğini söylemiştir.
Bu korkunç Deney iki yönden bazı tespitleri ortaya koymuştur. Hiçbir kelime duymayan çocukların Frigçe konuşması ve insanın içgüdüsel olarak doyma ihtiyacına karşı, bu ihtiyacı giderme çabasıdır.
İki küçük çocuğun annelerinden koparılarak böyle dünyadan kopuk bir şekilde yaşamaları sonucu ortaya çıkan korkunç tablo, firavunların sadistçe uygulamalarını dilin kökeni deneyi ile ortaya koymaktadır.

David Reimer

d

Kanada doğumlu David Reimer , daha 6 aylıkken idrar yolları rahatsızlığının teşhisi koyulmuş ve daha sonra sünnet yaptırılmaya karar verilmiştir. Yakma tipi sünnet işlemi uygulanırken David Reimer 'in ameliyatı başarısız geçmiş ve penisi yanmıştır.
Aile daha sonra Onu tedavi etmek amacıyla ünlü John Hopkins Hastanesi'ne götürmüştür. Dr. John Money dünyaca ünlü cinsel gelişim çalışmasıyla tanınmış bir doktordur. David Reimer 'ı muayene etmiş ve dünyaca pek kabul görmeyen Natural cinsiyet teorisinin sonucu olarak Farklı bir yöntem geliştirmeye karar vermiştir.
Naturel cinsel teorisine göre cinsiyet, erken yaşta çocukların çevreden gördükleri öğrendikleri bir şeydi. Buna göre Money, doğru davranışsal müdahaleler ile Çocuğun cinsiyetinin değiştirilebileceğine inanıyordu. Bu konuda aile ile İkna edilmiş ve David Reimer 22 aylıkken ameliyat olmuştur. Ardından David Reimer 'ın bir kız olarak yetiştirilmesi sağlanmış ve tüm tedbirler alınarak aile bu konuda bilinçlendirilmiştir.
Küçük David yıllarca hormon tedavisi görmüş ve çocukluğundan itibaren sürekli kız giysileri giydirilerek dişi olmaya çalışılmıştır.

Tüm ergenlik boyunca sürekli hor görülen ve cinsiyet değiştirme çalışmaları , David Reimer 'ın psikolojisi bozulmuş ve intihara meyilli bir kişilik olmuştur. Tüm yapılan çalışmalara rağmen David Reimer , hiçbir zaman bir dişi olmamış, sürekli kendini erkek olarak hissetmiş ve bu yaşadığı kişilik bozukluğu nedeniyle ağır psikolojik sorunlar yaşamıştır.
Daha sonradan ailesi ona tüm gerçeği açıklamış ve David Reimer 37 yaşında tekrar erkek olmak için ameliyatlar geçirmiştir. Ancak tüm hayatı çalkantılı geçen David 2002 yılında intihar etmiştir.
David Reimer vakası psikoloji tarihine, sonu ölümle biten korkunç bir deney olarak geçmiştir.

Çaresizlik Kafesi

d

Psikolog Harry Harlow, Sevgi konusunda takıntılı bir psikoloji doktoruydu. Ona göre bebeklerin sevgi anlamında bağlandığı kişinin onun beslenme ihtiyacını karşılayan kişi değildi. Bu sebepten genel kabul gören bu psikoloji kuramını çürütmeyi amaçlıyordu.
Çalışmalarını neticelendirmek için maymunlar üstünde etik olmayan deneyler yaptı. Çaresizlik kafesi adı verilen bir kuyuya sadece süt veren, telden yapılan bir anne maymun ve yumuşak Elyaf lakaplı anne maymun olmak üzere 2 adet maymun maketi yerleştirmiştir.
Ancak deneyin sonucunda minik maymunların beslendikleri halde yumuşak Elyaf kaplı olan yapay Anne ile vakit geçirdikleri görülmüştür.
Harlow'un deneyi psikoloji bilimi açısından önemli sonuçlar içerse de maymunların başına gelen kötü son neticesinde bir sonu korkunç biten psikoloji deneyi olmuştur.

Dış dünyadan izole edilen ve kapatılan minik maymunlar daha sonra beslenmeyi reddetmişler ve kendi kendilerine çıldırarak ölmüşlerdir.

Milgram Deneyi

d

1963 yılında ünlü Yale Üniversitesi profesörlerinden Stanley Milgram tarafından tasarlanan deneyde, bir oda içerisinde koyulan kişiye, verdiği her yanlış cevap sonucunda onu görmeyen, sadece dışarıdan sesini duyan kişiler tarafından elektrik şoku uygulanacak bir düzenek hazırlanmış ve katılımcı gruplar seçilmiştir.
Deneye katılan gruplara deney anlatılmış ve ilk etapta ufak çapta, deneye katılan bireylere elektrik şoku uygulanarak içerideki kişinin her yanlış yanıtı sonucunda nasıl bir acıya maruz kalacağı gösterilmiştir.

Deneye katılanların bu deney ile ilgili bilmediği Tek şey ise içerde elektrik şoku alan kişinin gerçek bir oyuncu olduğudur.
İçerdeki oyuncu, elektrik şokunu kesinlikle almıyor, ancak işkence görüyormuşçasına çığlıklar atarak, yardım istiyordu. İçerdeki oyuncu sabit olup elektrik şoku alıyormuşçasına performans sergiliyordu.
Deney başlamadan önce öğrencilerin kendi aralarında yaptıkları değerlendirmeye göre en yüksek 200 volta kadar çıkılacağı düşünürken, katılanlar tarafından Çoğu Kez En yüksek derece olan 400 volta kadar içeride bulunan oyuncuya elektrik şoku uygulanmıştır.
Bu deney ile insanın içinde gerçekten ne büyük bir canavar olduğunu ortaya konmuştur.
Tüm katılımcılar deneyin bir noktasında durup deneyi sorgulasa da, uygulamaktan vazgeçmemiştir.
Otorite ve vicdan konusunda önemli tespitlerde bulunmasını sağlayan Milgram deneyi , psikoloji bilim açısından önemli bir deney olmuştur.

Çıldırtan Fil Deneyi

s

1962 yılında akıllara durgunluk veren bir psikoloji deneyi fillerde denenmeye çalışılmıştır. Sonu oldukça korkunç biten Bu deney Oklahoma da bulunan Lincoln hayvanat bahçesinde Warren Thomas tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu korkunç deney de Tusko bir isimli file insana verilen LSD miktarının 3000 kat fazlası verilerek LSD'nin cinsel saldırganlık ve Delilik etkisi (musth) ölçmek istenmiştir.
Ancak bu kadar yüksek dozda uyuşturucu alan fil Tusko , Çok zaman geçmeden titreyerek ölmüştür.

Eşcinsellikten Soğutma Terapisi

d

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra 1960'lı yıllarda eşcinsellik bir hastalık olarak görülüyordu. Bu sebepten Bu hastalığı tedavi etmek için eşcinsellikten soğutma terapisi adı verilen bir proje uygulamaya geçirildi. Bu sebepten hastalık olarak görülen eşcinsellik, ağır akıl hastalarına uygulanan tedaviler ile giderilmeye çalışıldı.

Deneyde eşcinsel kişilere eş cinsel birleşme videoları izlettirilirken elektroşok uygulanıyor ve bu şekilde eşcinsellik ile acının, kişinin beyninde bütünleşmesinin sağlanması amaçlanıyordu. Aynı sebepten yine aynı görüntüler izletilirken eşcinsellikten Soğutma terapisine katılanlara mide bulandırıcı ilaçlar enjekte edilmiş ve tiskinmeleri sağlanmıştır. Yine eşcinsellik ve tiskinme aynı anda beyne yerleştirilmek isteniyordu.
Bu korkunç işkence deneyi , Pavlov'un ünlü klasik şartlanma deneyine dayandırılmış ancak eşcinsellikten soğutma terapistine katılan kişiler, akıl almaz işkenceler sonucu akıl sağlıklarını yitirmişlerdir.
Korkunç bir deney olan eşcinsellikten soğutma terapisi Stanley Kubrick'in ünlü Otomatik Portakal filmine de konu olmuştur.

Canavar Çalışma Deneyi

f

Iowa Üniversitesi'nden Dr. Johnson ve Mary Tudor tarafından öksüz ve yetim çocuklar üzerinde yapılan kekemelik deneyi inanılmaz kötü sonuçlar getirmiştir.

Deneyde kekeleyen 22 Öksüz çocuk, kontrol ve deney grupları olarak ikiye bölünmüştür. Her iki gruba da diksiyon üzerine dersler verilmiştir.

Ancak bir Grup kelimeleri doğru kullandığında iyi davranılırken, diğer gruba her yanlış konuştuğu kelimede ya da kekeleme de kötü söz söyleniyor ve dayak atılıyordu.

Zaman içerisinde canavar çalışma deneyi ilerlediğinde olumsuz davranılan çocukların ömürlerinin sonuna dek sürebilen psikolojik konuşma bozuklukları yaşadıkları gözlemlenmiş, deney başlamadan önce normal şekilde konuşan çocukların bile bu korkunç deney sonrasında konuşma bozuklukları yaşadıkları ve konuşmayı reddettikleri gözlemlenmiştir.
Bu deneye katılan çocuklar hayatlarının geri kalanında deney süresince yaşadıkları aşağılanma ve baskı neticesinde psikolojik konuşma bozuklukları ve diğer psikolojik rahatsızlıklar yaşamışlardır. Bu sebepten canavar çalışma , sonu korkunç biten psikoloji deneyleri arasında yer almaktadır. 2005 yılında Iowa Üniversitesi'nde dava açılmıştır.  Dava sonucunda 6 Denek toplamda bir milyon Amerikan dolarına yakın tazminat kazanmıştır.

Stanford Hapishane Deneyi


Stanford Üniversitesi Psikoloji doktorlarından Zimbardo tarafından uygulanan deney, psikoloji bilimi açısından en çarpıcı deneylerden biri olmuştur. Zimbardo tarafından bir hapishane tasarlanmış ve içerisine tamamen Özgür bireylerden gardiyanlar ve mahkumlar seçilerek yerleştirilmiştir.
Mahkumlar, kurgulanan hapishaneye nakledilirken Zimbardo tarafından tamamen gerçek usuller uygulanmış ve evlerinden polis tarafından alınarak kelepçe takılmıştır.
Üniversite öğrencileri tarafından oluşturulan deney katılımcıları hapishaneye alınmış ve gardiyan olarak seçilen diğer Üniversite öğrencileri ile etkileşimi sokulmuştur.

Zimbardo deneyde kesinlikle şiddet uygulanmayacağını, uygulandığı takdirde deneyin sonunda paralarını alamayacaklarını tembih etmiştir. Ancak Buna karşın ceza verilmesi konusunda herhangi bir uyarı yapmamıştır.

Bir iki gün geçtikten sonra deney korkunç boyutlara Doğru yol almıştır.

Korkunç deneyler denince akla gelen en ünlü deneylerinden biri olan Stanford hapishane deneyidir.
Zaman içerisinde gardiyanların mahkumlara zorla yer temizletme, saatlerce ayakta tutma ve ışığa maruz bırakma gibi çeşitli işkenceler uyguladığı görülmüştür.

Mahkumların da psikolojilerinin iyice bozularak kendilerini gerçek mahkum gibi hissetmeleri ve isimlerini dahi kullanmayarak mahkum numaraları ile birbirlerine konuşmaları ile devam eden bir korkunç deney olduğu görülmüştür. Hatta Zimbardo, tarafından dışarıdan getirilen sahte avukata mahkumların, "Beni buradan çıkar İstediğin parayı veririm mahkemeyi de bir an önce sonuçlandır" gibi ilginç isteklerde bulunduğu ve gerçekten  psikolojilerinin bozulduğu görülmüştür.
Bu korkunç deneyde bir öğrenci mahkum çıldırmış, diğer diğer mahkum ise serbest bırakılma talebiyle açlık grevine başlamıştır.
Hapishane olarak tasarlanan simülasyon gerçek bir hapishaneye dönmüş ve olayların tamamen kontrolden çıkması sonucu Philip Zimbardo, Stanford Hapishane Deneyini sonlandırmıştır.
Korkunç deneyler ben en ünlüsü olan Stanford hapishane deneyi hakkında, 2 adet film yapılmıştır.
Gardiyanlar ise deneyden oldukça memnun kalmış ve niye bitirildiğini anlamamışlardır.

Sonu Korkunç Biten 10 Psikoloji Deneyi Reviewed by Tarihi Gerçekler Ve Komplo Teorileri on 12:15 Rating: 5
loading...

Hiç yorum yok:

Tüm Hakları Saklıdır Tarihi Gerçekler Ve Komplo Teorileri © 2014 - 2015
Bu Site Gitar Öğrencisi Tarafından Desteklenmektedir.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Tarihi Gerçekler Ve Komplo Teorileri. Blogger tarafından desteklenmektedir.