Top Ad unit 728 × 90

Kıbrıs’ı Nasıl Kaybettik

d

Bugün Milli Meselelerimizden biri olan Kıbrıs adası, 1571 yılında Sultan II. Selim zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Kıbrıs’ ın fethi oldukça çetin bir şekilde gerçekleşmiş ve Osmanlı İmparatorluğu, 50.000 askerini şehit vermiştir. Kıbrıs kuşatması 1570 yılında başlamış ve 1571 yılında fetih gerçekleşmiştir.

Kıbrıs' ın fethiyle birlikte, yüzyıllar boyunca adada hoşgörü ve refah egemen olmuştur. Bugün Kıbrıs üzerinde hak iddia eden Rumlar’da Osmanlı imparatorluğunun hoşgörüsü sayesinde adaya yerleşmiş ve hayatlarını idame ettirebilmişlerdir. Çünkü Osmanlı imparatorluğu, Kıbrıs adasını Yunanlılardan değil Venediklerden almıştır. Osmanlı adayı almamış olsa idi bugün Ortadoks Rumlar adada kendi kimlikleri ile yaşayamayacak, Venedikliler gibi Katolik mezhebine girmiş olacaklardı. Nitekim Halil İnalcık Kıbrıs meselesi için “ Biz Kıbrıs’ı Rumlardan almadık ki onlara verelim” diyerek özetlemiştir. Yine İnalcık’a göre Osmanlı askerleri Kıbrıs’ı fethettiğinde, halk tarafından kurtarıcı gibi karşılanmışlardır. Zira Kıbrıs’ın fethi öncesinde Venediklilerin, Ortadoks Rumlar üzerindeki baskıyı arttırmaları, Ortadoks Başpiskoposunun adadan Venedikliler tarafından sürgün edilmesi ve Magusa şehrini 11 ay boyunca savunan Venedikli Komutan Antonio Bragadino’nun kuşatma sırasında halka işkencelerde bulunması etkili olmuştur. Kıbrıs’ın fethi sonrasında Bragadino, Kıbrıs’ı fetheden Lala Mustafa Paşa tarafından işkence edilerek öldürülmüştür.

Aradan geçen yüzyıllar ve değişen politikalara rağmen Kıbrıs adası, 19. yüzyıla kadar Osmanlı himayesinde sıkıntısız bir yaşam sürmüştür. Kıbrıs’ın kaybedilmesine giden süreç “93 Harbi “ olarak bilinen ve 1877-1878 yılları arasında yaşanan Osmanlı–Rus savaşı olmuştur. Ruslar, Balkanlardaki azınlıkları kışkırtıp kendi yanına çekmesi ve iki koldan Osmanlı devletine saldırması sonucu yaşanan savaşta, doğu cephesinde bulunan Ruslar tarafından Kars, Ardahan ve Batum’u ele geçirmişler, Batı cephesinde ise Osman Paşa’nın yoğun mücadelesi ve müthiş Plevne direnişine rağmen muvaffak olamamış ve  Rus ordusu İstanbul’a kadar ilerleyerek Yeşilköy’e gelmiştir. Ruslar’ın bu ilerleyişi ve Başkenti tehdit edecek noktaya gelmesi sonucu OsmanlıYeşilköy (Ayastefanos) antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır.

Ayastefanos, yani Yeşilköy antlaşması (3 Mart 1878) ile Osmanlı imparatorluğu, 93 harbini fırsat bilen Romanya ile birlikte Sırbistan ve Karadağ’ın bağımsızlık ilanını tanımış ve Kars, Ardahan ve Batum Rusya’ya bırakılmıştır. Teselya ise Yunanistan’a bırakılarak Büyük Bulgar Prensliği kurulmasına karar verilmiştir. En önemli maddelerden biri de Osmanlı İmparatorluğu, Rusya’ya savaş tazminatı olarak 30 bin ruble yani 245 milyon Osmanlı altını ödeyecektir.

Bu ağır antlaşma sonucunda Ruslar Balkanlar ve Doğuda oldukça etkili bir hale gelmişti. Bu durum Batı devletlerini ve özellikle Asya’da Rusları tehdit ve rakip olarak gören İngilizleri oldukça rahatsız etmişti. Rusların elde ettiği haklar iki güç arasında dengeyi bozacak nitelikteydi. Bunun üzerine batılı devletler Yeşilköy antlaşmasının, Paris antlaşmasını bozan bir antlaşma olduğu gerekçesiyle Berlin’de toplanma ve Ayastefanos antlaşmasının maddelerini inceleme kararı almışlardır.

Kıbrıs’ı Sultan Abdülhamid mi Verdi

Ardından İngilizler hemen harekete geçerek ve Osmanlı’nın kapısını çaldı. Osmanlı’ya Rusların durmayacağını, Suriye ve çevresiyle birlikte Doğu Anadolu'da bulunan gayrimüslimleri kışkırtarak Anadolu’ya gireceklerini Osmanlı imparatorluğunu bitireceklerini söylediler ve Osmanlı için tek çıkar yolun Türk –İngiliz dostluğunda yattığının tebliğinde bulundular. Yeşilköy antlaşmasının maddelerinin hafifletilmesiyle Osmanlının Balkanlarda kalan toprakları Makedonya ve Arnavutluk ile kopan bağının tekrar kurulabilmesi için İngilizler destekte bulunacaklarını lakin iki adet istekleri olduğunu yine bu tebliğde belirtmişlerdir.

İngilizlerin ilk isteği Asya’da ki gayrimüslimlerle (Ermeniler Kastedilmektedir) şartlarının iyileştirilmesi ve Osmanlının Suriye, Lübnan ve Anadolu sahillerine yakın bir yerin verilmesiydi. Kastedilen yer Kıbrıs' dı ve zaten İngilizlerin Kıbrıs’ı istediği yine tebliğde yer alıyordu. İngilizlerin önerisinde Kıbrıs’ın Osmanlı İmparatorluğuna bağlı kalacağı, vergisini Osmanlıya ödemeye devam edeceği, sadece askeri ve stratejik açıdan İngiltere tarafından kullanılacağı belirtilmiş, devamında Rusların işgal ettiği topraklardan çekilmesiyle birlikte, İngiltere’nin Kıbrıs’tan çekileceği taahhüt edilmiştir.

Kıbrıs’ın İngiltere’ye verilmesi Osmanlı tarafından düşünülmüyordu. Tahta geçişi sadece 2 yıl olan ve kendini Rus savaşının pençesinde bulan Sultan II. Abdülhamid zor bir seçim yapmak zorundaydı. Tebliğin devamında Osmanlı imparatorluğuna seçim şansı tanınmıyordu. “Eğer Osmanlı yani Devlet-i Aliye antlaşmayı kabul etmez ise Berlin kongresinde Osmanlı lehine, antlaşmayı iyileştirecek girişimlerde Britanya tarafından bir müdahalede bulunulmayacak ve İngiliz donanması cebren Kıbrıs’ı işgal edecektir.” Denmiştir.

Pek seçim şansı olmayan Sultan II. Abdülhamid istemeyerek de olsa hem yeni padişah olması ve çevrenin inanılmaz baskısı (İngilizlerin antlaşmasının mutlak surette kabul edilmesi gerektiğini sürekli telkin eden ve muhalifleri bastıran, sadece 4 gün kadar sadrazamlık yapmış Kara Sadık Paşa, Sultanı yoğun bir şekilde baskı altına almıştır. Daha sonra Mahmud Kemal tarafından Sadık paşanın İngilizlerden rüşvet altığı iddia edilmiştir) da eklenince Sultan II. Abdülhamid antlaşmayı kabul etmek zorunda kaldı. Bir tarafta Rusların başkenti almaya 1 saat mesafede olması, borç altında ki devletin ağır bir savaş tazminatı ödemeye mahkum edilmesi gibi türlü zorluklar ile karşı karşıya kalan Sultan 2. Abdülhamid “Hukuku şahaneme asla halel gelmemek şartı ile muahedenameyi tasdik ederim” diyerek şartlı olarak imzalamıştır. Yani Kıbrıs üzerindeki Osmanlı hakimiyeti hususunda İngilizlerin taahhüdü alınmıştır.

İngilizlerin Kıbrıs İşgali

Kıbrıs' ın gerek stratejik konumu ve vazgeçilmez sömürgesi olan Hindistan’a gidiş yolu üzerinde bulunması ingilizler için oldukça önemliydi. Bu yüzden İngilizler Osmanlı imparatorluğunun içine düştüğü bu sıkıntılı süreçte, fırsatçılık yaparak Hindistan yolu için çok önemli bir konumda bulunan Kıbrıs’ı İngiliz Başbakan Gladstone’nin deyimiyle Adeta yankesici gibi çarpmıştı. İngilizler önce Osmanlıyı olası bir Rus işgali ile endişelenmesini sağlamış, sonra stratejik durumdan istifade ederek adayı tehditle ele geçirmiş, aynı zamanda karşı tarafla da Berlin antlaşması ile Rusların edindiği kazanımlardan geri adım atmasını sağlayarak Rusların özellikle Balkanlarda hakimiyet kurmasının ve totalde güçlenmesini engelleyerek iki taraftan da karlı çıkmıştır. Fiili bir savaşa girmemiş olan Britanya (Osmanlı- Rus savaşı), her iki tarafında ağır kayıplar verdiği savaş sonucunda taraf olmamasına rağmen en karlı çıkan devlet olmuştur.

Toplanan Berlin antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğunun savaş tazminatı olarak  belirlenen 245 milyon altın 60 milyona indirilmiş, 3’e bölünen Bulgaristan’a prenslik verilerek özerklik sağlanmıştır. Bu sayede Osmanlı devleti ile Makedonya arasında Doğu Rumeli isimli bir geçidin açılması sağlanmıştır. Bosna Hersek ise Avusturya Macaristan İmparatorluğuna bırakılmıştır. Berlin antlaşması, Ermeni meselesinin uluslararası mecraya açıldığı ilk antlaşmadır.

Osmanlı devleti, 12 Temmuz 1878 günü Kıbrıs adasının yönetimini İngiltere’ye devretmiştir. Kıbrıs’ın İngiltere’ye devri 1878 yılında sadece askeri bir üs açısından gerçekleşmiştir. Kıbrıs adasının İngiltere’ye geçici olarak verilmesi 93 harbi olarak bilinen (1877-1878) Osmanlı – Rus savaşının sonuçlarından biridir. Ancak resmi olarak Kıbrıs’ın İngilizler tarafından işgali 5 Kasım 1914 günü Osmanlı İmparatorluğunun 1. Dünya savaşına girmesi ve İngiltere’ye savaş ilanı üzerine İngiltere bakanlar kurulunun, Kıbrıs’ı ilhak kararı almasıyla gerçekleşmiştir. Kararda “Kıbrıs adası ilhak edilecek ve Majestelerinin bir mülkü haline gelecektir” denmektedir. Kıbrıs’ın İngilizler tarafından ilhak kararı, tek taraflı ve uluslararası antlaşmalara aykırı olarak alınan yasa dışı bir karar olmuştur. 1918 yılında Ruslar Brest Litovsk antlaşması ile Kars ve Ardahan’dan çekilmesine rağmen İngilizler, Rusların işgal ettiği topraklardan çekilmesi halinde Kıbrıs’tan çekilecekleri konusunda taahhüdü yerine getirmemişlerdir. İstiklal harbini kazanan ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Lozan barış antlaşmasının 20. Maddesinde yer alan “Türkiye Hükümeti Kıbrıs’ın Britanya Hükümeti tarafından 5 Kasım 1914 yılında ilan edilen ilhakını tanıdığını beyan eder” şeklindeki karar ile açık olarak Kıbrıs’ın İngilizlerin hakimiyetine geçtiğini kabul etmiştir. Yani Kıbrıs hangi antlaşma ile İngiltere’ye verildi sorusunun açık ve resmi cevabı Lozan antlaşmasıdır. Bu antlaşma ile hukuken Kıbrıs İngilizlerin eline geçmiştir.

Lozan Antlaşmasının Kıbrıs Adası İle İlgili 20. Maddesi

İngilizler, adayı askeri üs olarak kullanmaya başladığı 1878 yılından itibaren, adanın kontrolünü eline almış ve Türklere karşı baskılarda bulunmuştur. Rumları tutan politikalar uygulamış ve özellikle devlet kurumlarında çalışan Türk memurların emekliye ayrılması ve Türk halkının sistematik olarak ekonomik zorluklarla karşı karşıya bırakılması sebebiyle, bu tarihten itibaren adada Türk göçü yaşanmaya başlamıştır. Adanın 1914 yılında fiili işgalinin ardından ise İngiliz tabiine girmek istemeyen bazı Türklerin adadan göç etmesiyle, Türklerin sayısı iyiden iyiye azalarak nüfus dengesi bozulmuştur.

Yararlanılan Kaynaklar : Kuzey Kıbrıs’ın Türk Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna Kadar Kıbrıs Meselesi / Y.GÜLER

Kıbrıs’ı Nasıl Kaybettik Reviewed by Tarihi Gerçekler Ve Komplo Teorileri on 16:13 Rating: 5
loading...

Hiç yorum yok:

Tüm Hakları Saklıdır Tarihi Gerçekler Ve Komplo Teorileri © 2014 - 2015
Bu Site Tarih Komplo Tarafından Desteklenmektedir.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Tarihi Gerçekler Ve Komplo Teorileri. Blogger tarafından desteklenmektedir.