keşif

Herkesin ortak muhabbetidir. Elin Avrupası dünyayı keşfetmiş biz yatmışız.... Peki gerçekte böyle mi oldu yoksa şartlara göre zaten Osmanlı'nın ihtiyacı mı yoktu yeni yerler keşfetmeye...

    Öncelikle Osmanlı haritasını gözümüzün önüne getirirsek Doğuda Basra Körfezinden, Batıda Fas'a yani Atlas okyanusu kıyılarına kadar Devlet-i Alliye hakimiyeti bulunmaktaydı.
Balkanlarda Viyana kapılarına dek Osmanlının. Kızıldeniz, Karadeniz, Akdeniz ise Türk gölü halinde, İpek yolu, baharat yolu elinde peki o zamanki dünyanın tüm stratejik yolları kendine aitken Osmanlı niye fantazi aramak için okyanusu geçmeye kalksın?

   Avrupayı düşünürsek kapana kısılmış durumda olup her yönden Türklere muhtaç. Portekiz ise daha berbat. İspanya'dan başka kara komşusu yok. Portekiz'in önünü ise Atlas okyanusu. Coğrafi yönden keşif yapmak için dayanıklı gemiler yapmaya müsait. Peki öyleyse bu muhabbet niye neden oldu şöyle açıklayalım. Tabiri caizse bir fareyi köşeye sıkıştırırsanız en ufak yerden kaçmaya çalışır ve olanaksızı dener ve kaçar yani Coğrafi keşiflerin olayı budur.

   Osmanlı Devletine dolaylı yönden bakıldığında asıl Coğrafi keşifleri gerçekleştirendir. Bu açıdan bakıldığında her şey elindeyken kimse macera aramaz.

   Ayrıca Osmanlı DevletiCoğrafi keşiflerden sonra özellikle Hint okyanusunda Portekizliler ile oldukça mücadele etmiş fakat gemilerinin yetersizliği ve yerli halkın destek vermemesi gibi sebeplerden dolayı başarılı olamamıştır. Ayrıca ünlü Osmanlı denizcisi Barbaros Hayrettin Paşa , Kanuni Sultan Süleyman'dan yeni kıtalara yelken açmak istemişse de izin alamamıştır.