Top Ad unit 728 × 90

Yeni Dünya Düzenini Oluşturan Kaotik Olaylar – Amerika’nın Gücünü Sağlayan Karanlık Savaşlar

2001

Amerika birleşik devletleri 300 yıl gibi kısa bir geçmişi olmasına rağmen, bugün dünya üzerinde süper güç konumunda bulunan ülkelerden biri olup dünya siyasetine yön vermektedir. Özellikle geçtiğimiz yüzyılda yaşanan savaşlar, ABD’nin bu kadar güçlenmesinde inanılmaz etkili olmuştur. Ancak daha sonra ortaya çıkan belgeler, yaşanan olaylardaki aydınlanamayan soru işaretleri ve gizemler, özellikle II. Dünya Savaşı ve sonrasında yaşanan savaş ve çatışmalara, Amerika’nın nasıl müdahil olduğu ve adeta gizli bir operasyon çekilerek bahaneler ile savaşların başladığı konusundaki iddiaları doğrular nitelikte görülmektedir.

Kaotik, Fransızcadan gelmekte olup karmaşık ve alt üst olmuş anlamında kullanılan bir sıfattır. Yıllar sonra ortaya çıkan bazı belgeler ve hala ortaya çıkmayan karanlık sırlar ve cevapsız sorular, ABD’nin örtülü operasyonlar ile sanal bahaneler üreterek ülkelere nasıl müdahale ettiğini yada işgal etmek istediğinin çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Lusitania Faciası

gemi

l.Dünya savaşı başladığında ABD, İngiltere’nin yoğun ısrarına rağmen savaşa girmemiştir. Ancak savaşın taraflarına hammadde satarak kazanç sağlıyordu. İngilizlere olan eski düşmanlıkları ve yoğun Alman kökenli nüfusu sebebiyle,ABD halkı Almanya taraftarıydı.
1915 yılında yaşanan gemi faciası ile ibre tersine döndü ve ABD’nin, l.Dünya savaşına girmesi için zemin hazırlanmış oldu.
Hala olayın ardındaki gizemin aydınlanamadığı Lusitania yolcu gemisi, Alman denizaltılarının İngiliz deniz sahası içerisine giren nerdeyse her gemiyi batırdığı savaşın hararetli dönemde, 1 Mayıs 1915 günü New York’tan Liverpool’a gitmek için yola çıkar ve 7 Mayıs 1915 günü Liverpool açıklarına ulaşır.
Yolcu gemisi olmasına rağmen,İngiltere’ye verilmek üzere ABD tarafından gönderilen silah ve mühimmat dolu gemi, Alman denizaltılarının 2 torpili sonucu 18 dakika içerisinde batmış ve gemide bulunan 1198 kişi hayatını kaybetmiştir.

Geminin batırılması ve binin üzerinde kişinin ölümünün ardından, ABD ve İngiltere’de bulunan medyanın etkisiyle birlikte halk içerisinde, Almanya’ya karşı büyük bir tepki oluşmuş intikam çığlıkları yükselmiştir. Buna rağmen ABD Başkanı Wilson, savaşa girmemiş Almanya’dan tazminat almıştır. Ancak savaşa girmenin altyapısı oluşmuştur. Nitekim 1917 yılında Almanya dışişleri bakanı Zimmerman imzalı Meksika’ya gönderilen ve içeriğinde, ABD ülkesine savaş açılmasını söyleyen mektubun itilaf devletlerinin eline geçmesiyle uyarılan ABD savaşa dahil olmuştur. İlginçtir savaş ilanında Lusitania Faciası da yer almıştır. 1915 yılında geminin batırılmasına rağmen savaşa girmeyen ABD, 1917 yılındaki savaş gerekçesinde Lusitania Faciasına değinmesi kafaları karıştırmıştır.

ABD’nin l. Dünya Savaşına girmesine neden olan şartların olgunlaşmasını sağlayan Lusitania Faciası üzerine hala teoriler üretilmektedir. Çoğu tarihçiye göre, ABD’nin savaşa girmesinin sağlanması için savaş komplosu olarak Lusitania Faciasının tezgahlandığı savunulmaktadır. Buna göre İngiliz deniz suları içerisine giren her geminin, Almanlar tarafından batırılacağı ve tehlikeli olduğu bilindiği halde, yolcu gemisi bilinerek gönderilmişti. ABD’yi savaşa ısrarla sokmak isteyen İngiltere’nin de yolcu gemisini bilerek korumadığı ve batırılmasına göz yumduğu yine iddialar arasındadır. Ayrıca Lusitania kaptanı Turner, geminin hızını yarıya düşürerek Lusitania’nın kolay vurulabilir bir hedef olmasını, bilerek mi yoksa bilmeyerek mi sağladı bilinmez. Ancak ABD’nin savaşa girmesi ile ibre İtilaf kuvvetleri lehine dönmüş ve dünya tarihi kökten değişmiştir.

Pearl Harbour Atom Bombası İçin Yem mi Edildi?

harbor

Önce, Pearl Harbour olmasa ne olurdu bir ona bakalım. ABD ll. Dünya Savaşına girmeyecek, Atom bombası atarak gücünü gösteremeyecek, eskimiş durumda bulunan Pasifik donanması, Hawaii açıklarındaki Pearl Harbour koyunda çürümekte iken, yine çürümeye devam edecekti.
Hiç kuşkusuz ABD, ll. Dünya Savaşından en karlı ve en az zarar gören devlet olarak çıkmıştır. Günümüzde ki politik etkisinin büyük bölümünü ise ll. Dünya Savaşına borçludur.

ABD, (1939 yılı) ll. Dünya savaşı başladığında aynı bir önceki dünya savaşı gibi ilk anda tarafsız kaldı. Ancak, Japonların ve Almanların saldırgan tutumlarına karşısında hazırlığını yapıyordu. Hitler Avrupa’da durdurulamadan ilerlerken, Japonlar ise Mançurya’yı işgal etmişti. Başkan Roosevelt, savaşa dahil olmak istese de kongrede çoğunluğu sağlayamıyordu. Savaşa girmek için bir bahane gerekliydi. Aradıkları bahaneyi veren Japonya, 7 Aralık 1941 günü ABD’nin Hawaii adasında bulunan Donanmasına, sabah saatlerinde gerçekleştirdiği sürpriz bir saldırı sonucu 2043 kişi ölürken, yaklaşık 18 savaş gemisi ve 188 ABD uçağı Japonlar tarafından imha edilmiştir. Bu saldırı sonucu ABD, halkın tam desteğini alarak ll. Dünya Savaşına dahil olduktan sonra, ilk önce Avrupa’da Nazilerin yenilmesini sağlarken, Pasifikte savaştığı Japonya’ya attığı 2 adet atom bombası sonucu teslim almasıyla savaşı sona erdirdi.

Pearl Harbour sonucu yaşananlar hem ABD’yi süper güç olarak savaştan galip çıkmasını sağladı, hemde atom bombası tehdidi ile dünya tarihinde yeni bir sayfa açıldı. ABD adeta bir taşla kuş katliamı yapmış oldu.

Savaşın ardından ortaya çıkanlar ortalığı bulandırmaya ve kafalarda yanıtlanmayan soru işaretleri oluşmasına fazlasıyla sebep olmuştu. Çünkü, ABD’ye Peru dahil pek çok devletten Japonların Pearl Harbour’a saldıracağına dair istihbarat raporu gelmişti. Buna rağmen ABD hiçbir şey yapmadı. Adeta yem gibi bıraktıkları donanmanın vurulmasını beklediler. Donanmanın yem edilmesi teorisini Başkan ve Büyükelçi arasında geçen “zaten donanma eskimişti Japonlar imha ederek bize iyilik yapmış oldu” diyerek desteklemektedir. Yine Savaşın ardından SSCB Başkanı Stalin’e “Japonlar bize saldırmasaydı, Avrupa’ya asker göndermemiz zor olurdu.” demiştir.

Pek çok uzman ve tarihçi ABD’nin atom bombalarını kullanmak için Pearl Harbour baskınına göz yumduğunu ve saldırıyı aslında önceden bildiğini öne sürmektedir. Yani Pearl Harbour Baskını ABD’nin kendi düzeni için neleri gözden çıkararak feda edebileceğini gösteren, çarpıcı ve hala aydınlatılamamış konulardan biri olarak kalmaktadır.

Northwoods Operasyonu


Fidel Castro ve Che Guevara’nın başını çektiği komünist gerillalar, ABD destekli Küba diktatörü Batista’yı devirip, Amerika’nın burnunun dibinde komünist bir ada cumhuriyeti kurması ile birlikte, dünya tarihinde önemli bir çekişme başlamış oldu. Haliyle ABD Castro’dan kurtulmak istiyordu. Ancak Küba’nın en büyük destekçisi Sovyetler birliğiydi. ABD ilk etapta başarısız olan Domuzlar Körfezi (Nisan 1961) operasyonunu yapsa da Castro’yu devirememiştir.

Bunun üzerine ABD ve CİA’nın şeytani bir operasyonu devreye sokmak istediğini, tüm dünya aradan yıllar geçtikten sonra 1997 yılında açığa çıkan resmi raporlar ile öğrenebilecekti. Northwoods Operasyonu ile anlaşıldı ki ABD, Küba’ya yapacağı işgal planını dünya kamuoyunda legal hale getirmeyi istemişti. O dönem ABD medyasında ve halk içerisinde Komünizm korkusu ile Küba’ya duyulan antipati had safhadaydı. Bundan beslenen CIA ve ABD yönetimi, operasyon kapsamında kendi uçakları ile ilk olarak ABD askeri üssünü vuracak, Küba’nın ve Castro rejiminin yaptığını söyleyecekti. Ardından yaptıkları Plan kapsamında bir uçak kaçırılacak ve Florida sahillerinde, Küba’dan ABD’ye göç eden mültecilerin botları batırılacaktı.

Yani ABD, kendisine saldırı düzenleyecek ve suçlu olarak Castro’yu ilan ettikten sonra, Küba işgal edilerek kendilerine uygun olan rejimi geri getirecekti. Hazırlanan tüm bu sahte plan ve belgeler içerisinde kaç kişinin kaybedileceğinden tutun, saldırıların yapılmasını düşündükleri tarih içerisindeki hava tahminleri dahi yer alıyordu. Bu şeytani plan, dönemin ABD başkanı Kennedy’ye sunuldu. Kennedy bunu kesin bir dille reddedip yasaklayınca Northwoods Operasyonu rafa kalktı.

1962 yılına ait Northwoods Operasyonu belgelerinde ki şeytani plan, kaotik bir düzen için oluşturulan sahte savaşı gözler önüne seriyordu. Nitekim 1963 yılında düzenlenen suikast sonucu Kennedy’ in öldürülmesi, Northwoods Operasyonuna onay vermeyen başkanın ortadan kaldırılmasına yönelik olarak gerçekleştirildiği öne sürülmektedir. Yani Domuzlar körfezinin başarısız olmasının ardından geçen bir yıl içerisinde Northwoods Operasyonu planlanmış, başkanın izin vermemesinin ardından 1 sene geçmesi ile de Kennedy’e suikast düzenlenmesi, bağlantılı karanlık olayların sıralı bir kronolojisi olmaktadır.

Tonkin Körfezi Olayı


1954 Cenevre Konferansı ile Fransa’nın denetiminden çıkan Vietnam, Kuzey ve Güney olmak üzere aynı Kore gibi bölünmüştür. Ardından Kuzey Vietnam’da komünist Çin ve SSCB yanlısı yönetim var olurken, Güney Vietnam ise Saygon merkezli ABD –Batı güdümünde bir yönetime girmiştir. Zamanla iki kardeş arasında gerilimler artmaya başlayınca ABD, Kuzey Vietnam’ı ortadan kaldırarak Vietnam’ı kendi politikalarının çizgisinden ilerleyen bir ülke yapmaya karar verdi. Ancak ortada ufak bir sorun vardı, Vietnam’da savaş nasıl başlayacaktı?

Vietnam bölündükten sonra ABD, Güney Vietnam’a askeri danışman bahanesi ile binlerce asker göndermeye başladı ki savaş öncesinde bu sayı 23 civarındaydı. Askerlerle birlikte askeri mühimmat, silah ve savaş gemileri de bölgedeydi. Adeta Soğuk savaşın tarafları, bu ufak ülkede kozlarını paylaşmak için bir kıvılcım bekliyordu. Güney Vietnam, Kuzey’e karşı pratikte yeniliyordu. Her türlü desteği yapmasına, örtülü operasyonlar ve sabotajlar düzenlenmesine rağmen, Kuzey Vietnam’ın sürekli güçlenmesinin önüne geçemiyordu. ABD örtülü operasyonlar ile Kuzeyin vazgeçmeyeceğini anlayınca, 1964 yılında başkan L. Johnson kademeli bir şekilde askeri baskı stratejisine geçmeye karar verdi ve Kuzey’e karşı askeri operasyonlara ağırlık verilmeye başlandı. Ancak sınırlı kalan operasyonlardan sonuç almak için topyekûn bir savaşa dönüşmesini isteyen ABD’nin bir bahaneye ihtiyacı vardı. ABD’nin savaşa girmek için gerçekleştirdikleri bahanesi (Bahane olduğu ve kurgulandığı yıllar sonra ortaya çıkacaktı) Tonkin körfezinde ABD savaş gemisinin saldırıya uğraması ile gerçekleşti.

ABD gemileri bir süredir Tonkin körfezinde, Kuzey Vietnam’a karşı denizden saldırı ve sabotaj eylemleri düzenliyordu. Bu nedenle Vietnam, deniz sınırlarını 12 mile çıkartmıştı. ABD gemileri Denizden Güney Vietnam komandolarını taşıyarak, saldırı ve sabotajlarda bulunuyordu. Haliyle provoke edilen Kuzey Vietnam hücumbotlarından biri, 2 Ağustos 1964 günü Maddox isimli Amerikan Destroyerine saldırmış, ancak ABD yönetimi bireysel bir hücumbot komutanın hamlesi olarak nitelendirip, sadece kendi askerlerine daha dikkatli olması çağrısı yapmıştır. Fakat eline kozu almıştı. İlk saldırıdan sonra Maddox gemisine yardım etmek amacıyla, Turnerjoy Destroyeride gider ve bu iki gemi 4 Ağustos 1964 günü ilk saldırıdan iki gün sonra akşam saatlerinde, Tonkin Körfezinde seyir halindeyken saldırıya uğradıklarını bildirir. İki savaş gemisinin saldırıya uğradıklarına dair alınan haber üzerine, ABD senatosundan Vietnam’a müdahale için onay alınır (7 Ağustos 1964 günü) ve ardından ABD için büyük bir hezimet haline dönüşecek olan Vietnam savaşı başlar. Yıllarca süren savaş iki ülke içinde büyük bir kayıp ve yıkım olur. ABD savaşı kaybederek geri çekilir ve Vietnam Cumhuriyeti Komünist ve tek çatı altında bağımsızlığını ilan eder.

Gelelim Tonkin körfezi olayına… 8 yıl Vietnam’da esir kaldıktan sonra, ABD’ye iade edilen ve Onur madalyası alan ABD’li pilot James Stockdale, 4 Ağustos akşamı Maddox’ta görevliydi. 1984 yılında yazdığı "In Love And War" isimli kitabında açıkladığına göre gemilerin, hiçbir neden yokken üç hücumbotun saldırısına uğradığı bilgisinin telsizden geçtiğini, ancak silahlar sustuğunda ise düşman botuna dair hiçbir kanıtın ortada olmadığını belirtir.
Ardından 1988 yılında Houston Chronicle’ye yolladığı mektupta yine aynı durumdan bahseder. Maddox gemisi kaptanı Herrick’in de saldırı ihbarı sonrasında, düşman ateşi ve varlığı konusunda şüphe duyduğunu ve galiba boş yere ortalığı velveleye verdiklerinden bahsetmektedir.

Savaşın bitiminden yıllar sonra o dönem savunma bakanı olan ve kongreyi, kendi savaş gemilerine saldırıldığı konusunda kesin kanıtlar var diyerek savaş ilanını sağlayan Robert McNamara ile 1995 yılında bir araya geldiği o dönemin düşmanı olan Kuzey Vietnam Savunma komutanı Nguyen Giap'a Tonkin Körfezinde 1964 yılında ne olduğu sorusunu sorduğunda Giap, hiçbir şey yanıtını vermiştir. Bu yanıtın üzerine McNamara sessiz kalmıştır.

2005 yılında ise arşiv belgelerini paylaşan NSA, olay anında silahların ateşlenmesine sebep olanın balinalar ya da balıklar olduğunu doğrular nitelikte bir açıklama yapmıştır.

Daha sonra Daniel Ellsberg (o dönem hükümette görev yapmıştır) 4 Ağustos 1964 günü hiçbir şeyin olmadığını ve Mcnamara’nın elimde kesin kanıtlar var diyerek yalan söyleyip kongreden savaş kararı çıkarttığını belirtirken, dönemin dışişleri bakan yardımcısı G.Ball ise savaş ile bağlantılı çoğu kişinin savaşı başlatmak için bahane aradığını ve aradıkları provokasyonu Tonkin’de bulduklarını 1977’de BBC’ye aktarmıştır. Ellsberg yine bir başka konuşmasında hile ile seçim kazanmak ve halkı savaşa sürüklemek için komplo kurulduğunu söylemiştir. (Vietnam Gazileri Konferansı 1995 Kasım)

Tüm bunlardan yola çıkarak o dönem yaklaşan seçimlerden başarılı ayrılmak için Vietnam savaşına girdiği ve Tonkin Körfezi olayını bahane ettiği ortaya çıkmıştır. Hayali düşman saldırısı bahane edilerek girilen Vietnam savaşının sonunda milyonlarca sivil ve asker hayatını kaybetmiş, tonlarca napalm bombası atılmış ve Vietnam’da bugün bile devam eden savaş sonrası derin izler bırakılmıştır.

11 Eylül

eylül

11 Eylül 2001 günü ABD’de bulunan İkiz kuleler ve Pentegon'a yapılan uçak saldırılarının etkisi, bugün dahi devam eden kaotik düzene sebep olacak şekilde dünyayı değiştirmiştir. Bu terör saldırısını El Kaide lideri Usame Bin ladin üstlenirken, olayın ardından dönemin ABD başkanı Bush, İslam’a karşı Haçlı ittifakı çağrısı yapmış ve ABD’nin Afganistan işgali başlamıştır. Dünyada İslamofobi artarken, ABD’nin kirli çıkarları ve petrol sömürgeciliği, Irak işgali ile devam etmiştir.

Dünyanın en büyük terör saldırısı olarak tarihe geçen 11 Eylül sonucunda en büyük zararı ABD’nin alması beklenirken, tam tersi yine en karlı çıkan ülke ABD olmuştur. Afganistan ve Irak işgalleri meşrulaştırılırken, arka planda İslam toplumları hem maddi hem de özellikle manevi anlamda yıpratılmıştır.

Tüm bunların çıkış noktası olan 11 Eylül saldırılarının ardından, kitapları doldurmaya yetecek bir sürü cevapsız sorular oldukça mide bulandırıcıdır. Bu sebepten hem Amerikalı hemde dünyadan pek çok uzman ve teorisyen, aslında ABD yönetiminin kendi yeni dünya düzeni için 11 Eylül’ü tezgahladığını ileri sürmektedirler.

11 Eylül ile İlgili cevaplanamayan bazı kritik sorulara bakarsak,
- Yüksek güvenlikli havaalanlarına sahip ABD’de dışarıdan ülkeye gelen bir grup teröristin (19 Arap uyruklu sözde Müslüman) mühimmat ve aletler ile uçaklara hiç bir zorluk yaşamadan binmesi, 4 adet yolcu uçağını içerisindeki yolcular ile kaçırması oldukça kafa karıştırıcıdır. Hadi boş verelim yani diyelim ki mükemmel şekilde ilk aşamayı geçtiler, daha önce pilotluk eğitimi kısmen almış yada almamış (daha sonra teröristlerin similasyon eğitimi aldığı açıklanmıştır.) bu kişilerin uçakları büyük bir başarı ile belirlenen hedefleri vurması, apayrı bir soru işaretidir. Binlerce kişinin ölmesine rağmen, saldırıyı yapanlar açısından planlanan saldırı tamamen kusursuz olmuştur. Haliyle geniş pencereden bakıldığında bu denli organize ve başarılı bir saldırı, bir grup dış uyruklu terörist tarafından gerçekleştirilmesi imkansıza yakın görülmektedir. Yoksa uçaklar uzaktan kumanda altında mıydı?

- Canlı yayında Fox muhabiri, uçağın yolcu pencerelerinin olmadığını net bir şekilde yayında aktarmıştır.

- ABD topraklarında uçan sineği bile tespit edebilecek radar ve uydu sistemleri olmasına rağmen, Pentegon ve ikiz kulelere çarpan uçaklar rotasından çıktığı halde, 1 saat 10 dakika boyunca yerleri tespit edilemedi? Oysaki Olaydan 1 ay önce kaybolan bir uçak 1 saatte bulunmuş ve basına yansımıştı.

-İkiz kuleler nasıl bu kadar hızlı bir şekilde yıkıldı? Devasa kulelerin çelik iskeleti, dakikalar içerisinde erimiş ve bina toza dönüşmüştür. Zira uzmanlar bunun mümkün olmayacağını ve uçakların çarpması ile eş zamanlı olarak ikiz kulelerin altında, temelde bulunan bombaların ateşlenmesi ile yıkıldığı öne sürülmektedir. Kulelerin yıkılmasına uçak yakıtının sebep olduğu söylense de uçak yakıtının, çeliği eritebilecek bir dereceye ulaşamayacağı bilim adamlarınca açıklanmıştır. Ayrıca binaların 10 sn süre içerinde yıkılması, çoğu uzmana göre kontrollü yıkım ve patlama neticesinde gerçekleşmiştir. Ayrıca görgü şahitleri ve itfaiyeciler, binalardan bomba sesi geldiğini duyduklarını ifade etmiştir.

- Pentegon'a çarptığı açıklanan Boing 757 tipi 60 tonluk uçağın enkazı, hiçbir zaman basına yansımamıştır. Ne hikmetse Pentegon binasının, tadilatta olan boş kısmı vurulmuş ve uçak çarpmasına rağmen daha ufak bir delik açılmıştır. Bu nedenle Pentegon’un uçak ile değil füze ile vurulduğu iddiasının çıkmasına sebep olmuştur. Zira Pentagon’un önündeki çimlerde, herhangi bir uçağın çarptığına dair bir iz ve ya yolcu enkazı görülmemektedir.
Saldırı Sonrası Pentegon
Pek uçak Çarpmışa Benzemiyor
Ayrıca Tadilatta oaln Bölüm Vurulmuş Şans İşte!
- Kaçırılan 4 uçaktan birinin, Shanksville’de düşürüldüğü açıklansa da 2003 yılında Shankville belediye başkanı, bölgelerinde düşen herhangi bir uçak olmadığını bir Alman televizyonunda ifade etmiştir.

İlk uçak çarptığında Florida’da bir okul ziyaretinde olan Bush’un, görüntüleri izlediğinde “Aman tanrım ne kötü pilot” demesi olayın bir başka trajikomik durumu. Delillerin incelenmesi yapılmadan Kulelerin enkazının yurtdışına satılması, kaçırılan uçaklar ile kule arasındaki telsiz konuşmalarının basına verilmemesi, o gün ikiz kulelerde çalışanların işe gelmemesi. (özellikle Yahudilerin)
Bin Ladin ailesi ile Bush ailesi arasındaki inanılmaz yakın bağlantılar, yanıtsız kalan sorular ve ortaya çıkan gerçeklerden bazıları olup 11 Eylül ile birlikte, Ortadoğu kaynakları ABD tarafından rahatça sömürülmüş ve İslam dünyası üzerinde ne yazıkki algı oluşturulmuştur.

11 Eylül cevaplanmayan pek çok soruları ile 21. Yüzyılın en büyük komplo teorisidir. Dünyanın gözü önünde canlı yayında yaşanan olayın Etkileri hala sürmekte olup hiçbir yönüyle de arka planı asla aydınlatılamamıştır.

ABD’nin Irak İşgali

bush

11 Eylül sonrasında Afganistan işgali yaşansa da ilk etapta Ortadoğu’da herhangi bir operasyon yoktu. Ancak, Bush’un babasından aldığı Körfez mirasını tekrar sahiplenecek ve Irak üzerinde ki emelleri çok geçmeden ortaya çıkacaktı.

İşgalin öncesinde ABD ve İngiltere medyasında bir ağızdan çıkmış gibi, Irak’ta Saddam’ın elinde, kimyasal kitle imha silahlarının bulunduğu pompalanmaya başlandı. (Ki aynı medya Suriye’de Esat rejiminin sivil halka kimyasal silah ile saldırmasına sessiz kalmıştır.) Akabinde Birleşmiş Milletler, Irak’ta var olduğu söylenen kimyasal silahları araştırmak için ekip göndermiştir. Kimyasal silah olduğu ve bulundurduğu açıklansa da daha o dönem, aslında öyle bir şey olmadığını ve bulunan materyalin eskiye ait zararsız olduğu açıklanmasına rağmen, ABD’nin başını çektiği koalisyon güçleri hazırlıklarını yaptı ve Irak’ta bulunan kimyasal silahları temizlemek ve Demokrasiyi getirmek bahanesi ile işgale başladı.

20 Mart 2003 günü başlayan Irak işgali, şaşırtıcı bir hızla son bulmuş ve ABD’nin uzun yıllar sürecek sömürü düzeninin akabinde, milyonlarca insana zulmedilmesi ve hayatlarının kaybedilmesine sebep olmuştur.
Yakın dönemde dışişleri bakanı Kerry, Irak işgali için vahim bir hata açıklamasında bulunmuştur. Savaşın ardından aslında Irak’ta hiçbir kimyasal silah bulunmadığı, hem devlet kademesinde hemde basında ortaya çıkarılmış ve delilli iddialar sunulmuştur.

Tüm bu olaylar, açıklanmayan gizem perdesi olarak kalsa da sonuç olarak gelişen olayların hepsinin, ABD çıkarlarına hizmet ettiği ortadadır. Bu olaylar buzdağının basına ve teorilere yansıyanların bir kısmıdır. ABD ve kirli güçlerin gizli emelleri için dünya üzerinde yaptıkları kirli planlar Kendi istediği yöneticileri darbe ile getirmek, bazı ülkelerde yönetim değişiklikleri ve siyasi kargaşalara neden olmak (özellikle CIA’yı kullanarak), işgalleri meşru göstermek için bahaneler üreterek Demokrasiyi getirdiğini söyleyen ABD’nin, ülkeleri nasıl işgal ettiğini “ABD’nin demokrasi getirdiği ülkeler” yazımızda bulabilirsiniz.
Yeni Dünya Düzenini Oluşturan Kaotik Olaylar – Amerika’nın Gücünü Sağlayan Karanlık Savaşlar Reviewed by Tarihi Gerçekler ve Komplo Teorileri on 16:24 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Tüm Hakları Saklıdır Tarihi Gerçekler Ve Komplo Teorileri © 2014 - 2015
Bu Site Tarih Komplo Tarafından Desteklenmektedir.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Tarihi Gerçekler Ve Komplo Teorileri. Blogger tarafından desteklenmektedir.