Top Ad unit 728 × 90

Dünyanın En Derin Noktası Mariana Çukurunda Ne Var?

derin

10.994 metre derinliği ile Pasifik okyanusunun batısında,Japonya ve Endonezya’ya eşit uzaklıkta Guam adası civarında bulunan Mariana çukuru, 19. yüzyılda (1872) keşfedilmiştir. Gerçek derinliğinin, teknolojik donanımlar ve ses dalgaları yoluyla tespit edilmesinin ardından (1951 ) dünyanın en derin noktası olarak kabul edilmektedir.

Su yüzeyinin yaklaşık 11 km derinliğinde bulunan bu devasa çukur, dünyanın en yüksek noktası olan Everest tepesinden yaklaşık 2 km daha uzundur. Yani Mariana çukuru, 8.848 metre yükseklikteki Everest tepesini tamamen yutabilecek, hatta 2 km civarında boşluk kalabilecek bir derinliktedir. Çukur denmesinin sebebi Okyanus tabanından 2550 metre derinlikte yer almasıdır. Bu çukurun eni yaklaşık 69 km’dir. Ters duran bir dağ ve zirvesine benzemektedir. Çukur olarak adlandırılsada aslında 69 km genişliğe sahip bir okyanus altı vadisidir. Diğer adı Challenger çukurudur. Mariana çukuru ismini yakınlarda bulunan Mariana takımadalarından almıştır. 17. Yüzyılda İspanyollar tarafından keşfedilen ve yerleşilen bölgeye, o dönem öz dayısı olan kral IV. Felipe ile evlenen kraliçe Mariana’nın adı verilmiştir.
fener
Mariana Çukurunda Yaşayan Canlılardan Biri

Haliyle, böyle devasa bir derinlik pek çok soru işaretini beraberinde getirmektedir. Zira Mariana çukuru ilk keşfedildiğinde yani teknolojik donanımlar sayesinde derinlik mesafesi ölçüldüğünde, deniz tabanına dalgıçlar ile inmeye çalışılmış fakat başarısız olunmuştur. Çünkü buradaki basınç yeryüzündeki basıncın yaklaşık 1000 kat üzerindeydi!ki bu normal bir insan için facia anlamına gelmekteydi. Ancak Jacques Piccard (İsviçre) ve Donald Walsh (Abd Donanma Teğmeni) isimli ikili, basınca oldukça dayanıklı Triest isimli Batiskaf ile Mariana çukuruna inen ilk insanlar olmuştur. (23 Ocak 1960) Günümüzde ve geçmişte bu denli derinliği normal denizaltıların inmesi risk taşıdığından,Batiskaf (Dalgıç sandığı olarak bilinir)isimli sadece keşif amaçlı basınca dayanıklı denizaltı benzeri araçlar kullanılmaktadır.

Daha sonra ünlü yönetmen James Cameron (Titanik, Terminatör, Avatar gibi filmleri ile bilinir.) Challenger Deepsea isimli yüksek basınca dayanıklı aracı ile 2012 yılında Mariana çukuruna tek başına dalarak ulaşmayı başarmıştır. Mariana çukurunda yaklaşık 2 saatlik çekim ve deniz tabanından çeşitli örnekler toplayarak incelemelerde bulunmuştur. Yaptığı araştırmalarla 2 yeni canlı türünün keşfini sağlamıştır.
Mariana
James Cameron'un Mariana Gezisi
Marina çukurunda gözlenen çok az canlı olduğuydu. Güneş ışığının nerdeyse hiç ulaşmamasına rağmen ufak balıklar ve kabuklu deniz canlıları, binlerce kiloya denk gelen basınca rağmen Mariana çukurunda yaşayabilmekteydi. Ayrıca incelemeler sonucunda bakteri miktarının oldukça fazla olduğu tespit edilmiştir. Asıl ilginç olan yaşayan canlı türlerinin üzerinde radyoaktif kalıntıların bulunmasıydı. Radyoaktif kalıntı neden oldu sorusuna cevap olarak, II. Dünya Savaşında bölgede gerçekleştirilen Nükleer Bomba denemeleri sebep gösterilmektedir. Deniz tabanında rastlanan canlıların daha çok dikenli ve ışık saçabilme yeteneğine sahip, fener balığı olarak tabir edilen canlılara benzemesidir. Bunlar karanlığın hüküm sürdüğü derinliklerde, etrafa saçtıkları ışık ile avlarını kendilerine çekmeyi başarabilmiştir.

Mariana çukuruna, toplamda 3 kez insanlı sualtı aracı dalabilmiş ve çukurun dip taban noktasını sadece 4 kişi görebilmiştir. Son dalış Mayıs 2019 yılında Amerikalı bir maceraperest Victor Vescovo tarafından gerçekleşmiştir. Vescovo 4 saat kaldığı Mariana çukuru tabanında, plastik poşet ve şeker ambalajlarını gözlemlemesi, dünyanın en derin noktasının bile insan eliyle nasıl kirletilebileceğini, gözler önüne sermesi ile gündem olmuştur. Mariana çukurunun tabanına haliyle hiçbir insan ayak basmamıştır. Çünkü tonlarca ağırlıktaki basınç 1 sn gibi kısa bir sürede ortalama bir insanı öldürebilecek güçtedir.
Yani Mariana çukuru, Ay’dan bile daha az gidilebilen bir yer. Günümüzde Ay’a 12 insan ayak basmışken, Marina Çukuru ise sadece 4 insan tarafından gidilebilmiş bir noktadır. Dünyada olmasına ve gelişmiş teknolojik ekipmanlar bulunmasına rağmen neden bu kadar az ziyaret edildi? Yoksa Mariana çukurunda insanların görmesini istemedikleri bir şey mi gizleniyor?

Mariana çukurunun en derin noktasında, yer kabuğunun daha da derinliklerine açılan ve kayıp uygarlık Agarta’ya giden bir kapı bulunduğundan tutunda, Okyanus dibinde Atlantis benzeri yaşayan akıllı ve gelişmiş teknolojiye sahip bir medeniyet olduğuna dair pek çok iddia bulunmaktadır. Bu iddialarla ilgili olarak öne sürülen en büyük dayanak ise Mariana çukurunun tabanına ilk defa inen 2 kişiden biri olan Jacques Piccard’ın varlığı kesin olmayan seyir notlarıdır. Yazıldığı öne sürülen notlarda, dalışın ilk başlarından itibaren kendilerini yassı ve metale benzer bir objenin takip ettiğini öne sürmesi, Okyanusta yaşayan kayıp medeniyet senaryolarına sebep olmuştur. Tüm bu varsayımlar kanıtlanabilmiş değilken, elde bulunan benzer veriler ve görüntülere olan tek dayanak, Mariana çukurunda tarih öncesinden kalma tehlikeli yaratıkların yaşadığı iddiası olmuştur.

1985 yılında Amerikalı bir sondaj gemisinin, Mariana çukurunda sondaj için ilk ölçümlerin yapılması sırasında bırakılan ağırlık takılı halatın bir şey tarafından ısırıldığı, güçlükle tekrar gemiye çekilen ağırlığın üzerinde devasa diş izlerine rastlandığı halde, konunun üzerinin bilinerek kapatıldığı öne sürülmüştür. Araştırmalarını devam eden bilim adamları, 2014 yılında çukurun yaklaşık 10 km derinliklerinde anlam veremedikleri bir ses ile karşılaşmıştır. İlk etapta balina sesi olduğu düşünülse de daha sonra yapılan incelemelerde, ilk defa kaydedilmiş bir canlının sesi ile karşılaştıkları ve bu canlının balina olmadığı düşüncesine varmışlardır. Zira balinaların ses frekansından daha yüksek bir ses aralığındaki bu sesin, gizemli bir deniz canlısına ait olduğu ve keşfedilemediği iddialarına sebep olmuştur.

Bazı biyologlar bu sesi çıkaran canlının eski çağlarda dünyamızda yaşamış fosilleri bulunan, ancak soyunun tükendiği düşünülen yaklaşık 22 metre boyutunda olan bir megalodon olduğu konusunda görüş bildirmiştir. (Detaylı bilgi için Bknz. Megalodon) Bu teoriye göre yaklaşık 2 milyon yıl önce soyunun tükendiği varsayılan megalodon, Mariana çukuru derinliklerinde kendisini kamufle etmiş ve günümüze kadar yaşayabilmiştir. Buradan yola çıkarak Megalodon’un hala yaşadığı öne sürülmektedir. Dahası tespit edilen ve türlerine göre ayrılan balıkların, basınç sebebiyle yüzlerce yıl yaşında olduğu tespit edilmiştir. Yani ilkçağlardan kalma canlıların bulunabileceği varsayılmaktadır. Bu sebepten pek çok deniz biyoloğu okyanus derinliklerinde ve özellikle Marina çukurunda tarih öncesinden kalma Megalodon ya da benzeri yaratıkların yaşayabilme olasılığını mümkün görmektedir.
dinozor
Megalodon
Bunu kanıtlar nitelikte bir görüntü, Japon bilim adamlarının araştırmaları sırasında kayda geçmiştir. Geçtiğimiz yıllarda Mariana çukurunda canlı araştırması ve balıkların bırakıldığı anda maruz kaldığı basıncın gözlemlenmesi amacıyla, Mariana çukuru tabanına içi balık dolu bir kafesin gönderilmesiyle dev bir köpekbalığının kafese yaklaştığı kayda geçmiştir. Videoyu inceleyenler, köpekbalığının 30 metre boyunda olduğunu öne sürmüştür.
mariana
Megalodon Fosili
Yine bir başka teori de Mariana çukurunda varlığı çok tartışmalı olan Ningen canlısı yaşamaktadır. Gerçek olduğuna dair görüntüler ve donanma raporları bulunan Ningen canlısının hala Mariana çukurunda varlığını sürdürdüğü öne sürülmektedir.

Gidilmesi zor bir yer olması ve çok az kişinin ziyaret etmesi sebebiyle, Mariana çukuru hala gizemli bir noktadır. Mariana çukuru gibi dünyamızın büyük bir kısmını oluşturan okyanuslarda, hala keşfedilmeyi bekleyen ve içerisinde yaşayan farklı canlılar sebebiyle,gizemini koruyan ve araştırılmayı bekleyen yerler barındırmakla birlikte araştırmaya muhtaçtır.

Bir gün dünyamızın artık yaşanması güç bir yere dönüşeceğine kesin gözüyle bakıldığından, yeni gezegenlere taşınma fikri ile ilgili devasa projeler başlamış bulunmakta. Ancak dünya dışında yeni maceralar aramak yerine, Dünyanın ¾’ünü oluşturan ve hakkında çok az şey bildiğimiz okyanusların diplerinde, dev fanuslarda devasa şehirler ve ülkeler kurmak varken, dünya dışı gezegenlere harcanacak para miktarı ve enerji düşünüldüğünde daha avantajlı olduğu görülmektedir. Bazı bilim insanları bu varsayımı dile getirmeye başlamışken, uygulanabilir bu yöntemin düşünülmesi sizce de gerekmez mi?
Dünyanın En Derin Noktası Mariana Çukurunda Ne Var? Reviewed by Tarihi Gerçekler ve Komplo Teorileri on 09:28 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Tüm Hakları Saklıdır Tarihi Gerçekler Ve Komplo Teorileri © 2014 - 2015
Bu Site Tarih Komplo Tarafından Desteklenmektedir.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Tarihi Gerçekler Ve Komplo Teorileri. Blogger tarafından desteklenmektedir.